24 Şubat 2012 Cuma

kelimeleri özel kıldığımızda bulacaktık mutluluğun anlamını.önce kelimeleri kullanmak için yaşamış olacaktık duyguları ve yok edebilecektik hiçliği.zamanı yok edemezdik elbet ama zamandaki ironileri oluşturabilirdik belki de.22 yaşındayken,hem 20 hem de 2 yaşında olabilirdik aynı anda ve zamanda.2 yaşında davranmak kadar kolay kılınabilirdi yaşamlarımız,eğer hissetmeyi başarsaydık.anlam veremedim birçok zaman yaşayan ölü bedenlere.nedendi ertelemeler ve nedendi isterken rol yapma gereksinimleri?merak ettim.öğrenmek istedim.sonra kendimi kaybettim zamanda.hızla ilerlerken zaman,ben ileri kelimesinde anlamsızlaştım.zamanda ilerlemekten çok gerilemek istedim.22 yaşında olup 2 yaşında davrandım.o zaman bulabilirdim dedim.ama olmadı.anladığım ne derseniz?kendimi anlamsızlaştırdığım.zamana meydan okumak isteyen her insan için kuruyorum bu cümleyi;ben ağır çekimdeyken çok hızlı ilerlediniz.sorun sadece buydu ama anlamanızı beklemek kadar ürkütücüydü bu durum beklide.

23 Kasım 2011 Çarşamba

yorgun bir yazı

yorgunum,sebepsizim ve kanunsuzum..zamandan soyutlanmış derim bedenimi kaplamaktan yorulmuş bir hal içinde..sıkıldım...uzun yolculukların özlemi ve rahatlatacağı düşüncesi,giderek beynimdeki tüm hücreleri ikna ediyor..yoruldum tüm amaçsız yaşayan insanlardan...dünyanın en basit insanı olmayı seviyorum.klasik ve zamanı farklı kılmaya çalışmayan bir kadın olmak!bu yaşayış tarzı stresten uzak tutuyor hücrelerimi..düşünmek zorunda kalmıyor,sadece yaşıyor olmanın verdiği,kimi zaman mutluluk kimi zaman ise yalnızlık duygusunu sindirerek yaşama hakkını sunmuş oluyorum kendime..sınavlar,insanların stresi,dinliyor numarası yapma ve rolünü yerine getirebilme çabası ve ardından gelen yorgunluk...egzotik bir otel odasını andıran bir mekana giriyorum sonra.beni sonsuzluğa götüren yerdeyim evet..rahatlamanın tüm evrelerini yaşadığım odam,yatağım ve ayna önündeki metal kutu şahit tüm yaşanmışlıklara...

17 Kasım 2011 Perşembe

Narsist olan her insana yakıştırdığım tek bir yaşayış biçimi var. o da mazoşist olarak yaşamlarına devam etmeleri.
mükemmelliği aradığımız her an oyunda olduğumuzu fark edebilseydik eğer,kendimizi kandırmak ve Tanrı'nın mucizelerini görmekten yoksun olmazdık.olduğu gibi kabul edilebilseydi dünya ve yetinebilseydi insanoğlu elinde olan güzelliklerle savaşlar ve yıkımlar ortadan kalkar,herkes farklı bir kimlik arayışı içinde kendini kabul ettirebilme çabası içerisine girmezdi belki de.zamanı soyutlamak istemez,ölümsüzlük için yok olmazdı.ama oyunda olmasaydı ve ego banyosuna girmekten zevk almasaydı...

5 Kasım 2011 Cumartesi

Tek derdi mutlu olmak gibi görünse de,egosunu tatmin edebilmek ön plandaydı.mutluluğu yakaladığı anda kaybedeceğine öylesine inandırmıştı ki kendini,bu duygunun onu kaybetmesine izin vermeden kendisi terk etmeliydi her daim insanlığı.korkusuz yaşamak içindi tüm çabası.bunun için terk etmişti herkesin inandığı yüceliği.onun için zaman,ön plana çıktığı anlardan ibaretti.saati sorduğunuzda ego çorbalı kertenkele kafası demekten çekinmezdi.böyle garip cümlelerin kendine has bir üslup olduguna inanmıştı.çevresindeki her insan degerliydi.ama belirli aralıklarla.bu aralıklar ve en samimi arkadaş kavramı sürekli değişirdi onun için.egosunu kimde tatmin ederse o onun için mükemmellikti ve ona tapabilirdi.ama sadece bir kaç ay..mutlulugun,sadece insanlığın zirvesinde olmakla var olabieceğine inanıyordu.üzücüydü bu.yanıbaşında ona mutluluğu sunan insanlar,bir çöp parçasından ibareti.tek derdi kendi benliğiydi ve bu onun sonu olacaktı..çünkü bencildi.sonsuzluk kadar yalnız ve bencil...
çizim:Franz Stuck

29 Ekim 2011 Cumartesi

Duş almak kadar huzur veren başka bir rahatlama sistemi de küvetlerin tadını çıkarmaktı.yapılan uzun,yorucu yada eğlenceli yolculuklardan sonra huzura erişebilmek için,suyun vücudumdaki dansını beynime aksettirebilmem yeterliydi..
en sevilen hocayla en eğlenceli yolculuklarımdan birini yaptıktan sonra,yerleşeceğimiz otelin önüne geliyor ve kalacağımız odanın,binanın on birinci katında olduğunu öğrendikten sonra küçük sırt çantam ve turuncu kol çantamla odama doğru yol almaya başlıyorum.aklımdan geçen tek şeyse,sıcak bir duş alarak kedime gelmek elbette ki..odaya girip banyoya koştuğumda ise karşılaştığım mucize karşısında mutluluğumu saklayamayarak sonsuz bir çığlık fırlatıyorum...doldurulmuş bir küvet ve saray hamamlarını andıran bir banyo..''tanrım sen gerçek olmalısın.'' dememek imkansız.
dünyanın,insanların ve hücrelerimin karmaşasından çok yukarılarda ,bu fransız otelinin on birinci katındaki bu küvette bir saate yakın uzandım ve saflığıma yeniden kavuştuğumu hissettim.hiçbir zaman sıcak bir banyoda olduğum zamanki kadar kendim olamamıştım zaten.vaftize,kurşun döktürülerek kötü ruhların uzaklaştırılmasına filan inancım yoktur ama sanırım dindar insanlar için kutsal su ne anlam taşıyorsa,benim için de sıcak bir banyo aynı anlamı taşıyor.banyoda düşüncelere dalarım.suyun çok sıcak olması gerekir.insanın ayağını bile batırmaya güç dayanamayacağı kadar sıcak.sonra yavaş yavaş,santim santim,su boğazıma gelinceye dek alçaltırım kendimi.ve sonunda tamamen suyun içinde tüm bedenim.küvette uzanırken tepedeki tavana bakmaya başlıyorum.içine uzandığım her küvetin tepesindeki tavanı hatırlarım.tavanın dokusunu,çatlaklarını,renklerini,nem lekelerini ve aydınlatma düzenini hatırlarım.küvetleri de hatırlarım:ayaklı antika küvetler,tabut biçiminde modern küvetler ve nilüferli ev içi havuzlarına bakan gösterişli,pembe mermer küvetler.ve değişik boy ve biçimdeki muslukları ve çeşitli sabunlukları da hiç unutmam elbette..
sıcak suyun içerisinde tavanı izlemeye dalmışken kendi kendime,yaklaşık iki ay önce tanıştığım arkadaşım ''eriyor'' diyordum,odamdaki Elvis posteri eriyor,perdemdeki dinozorlar eriyor,dünya eriyor,hepsi eriyip kayboluyor ve artık hiçbiri rahatsız etmiyor beni.onları tanımıyorum,onları hiç tanımadım ve tertemizim ben...
o duru,sıcak suyun içinde uzanıp yatarken tüm pisliklerden arındığımı hissediyordum.banyodan çıkıp da otelin kocaman,beyaz,yumuşacık havlularından birine sarındığım zaman kendimi yeni doğmuş bir bebek kadar temiz ve taze hissettim...
 

16 Ekim 2011 Pazar

...

saat henüz 22:30 olmasına rağmen uyku gözlerimden durmadan akan sümük kadar hızlı akıyor olmalı.yorgunum.eğlencenin ve mutluluğun sonsuzluğuna inanmak istediğim zamanlardaki kadar sonsuzum.bir taraftan radyo dinleme zevkini yaşarken,diğer taraftan farklı bir ülkede olmanın nasıl bir his olduğunu düşünüyorum.çokta enteresan gelmiyor aslında.tek bildiğim,dünyanın her bir noktasında abazalığın hala devam ettiği ve dürüstlüğün hala insanlık tarafından fethedilemediği...edilir mi dersiniz?sonsuzluğun başlangıcında ya da birgün çok uzak bir günde tam bir birleşme sırasında kadının vajinası ile erkeğin penisinin tanıştığı o ''an''da...kadın itiraf eder mi adamı hiç sevmediğini...sadece diğer herkes kadar basitleşmek istediğini..cinselliğin hayatındaki yerinin basitleşebilmek için yaşadığı bir kural olduğunu..kurallarını aşıp zamanı sonsuzluğun durak noktasında bekletmek istediğini...aslında yaşanan o an,her aklına geldiğinde midesindeki peristaltik hareketlerin tüm bedenine sonsuzluğun şölenini yaşattığını...
sanmam...
bunları itiraf edebilmek ne mutlu ederdi bir kadını...sırf deneyim olsun diye yaşandığını bilseydi adam ne hissederdi?bence bir daha asla cinsellik yaşamak istemez,aynada kendine bakmaktan hep korkardı...
ve kadın adama;asla ondan zevk almadığını da belirtmek ister, mide bulantısının ardından gülme krizlerinin geldiğini de söylerdi sanırım...tabi insanlık dürüstlüğü hak etseydi...

9 Ekim 2011 Pazar

Ya şimdi anlamadığım;sırf etiklikten anladıklarını ve yaşam tarzları olduğunu gösterebilmek için,yazılan bir yorumun beğenilmesi,yorumlanması bir nevi yorum yazan kişiyi gaza getirme tekniklerini kullanabilmeyi deneyen insancıklar!niye bu kadar banalleşmek zorundasınız.bırakın adam ruh halini paylaşsın.üzgünse teselli etmek zorunda,mutlu ise de tebrik etmek zorunda değilsiniz...
sıkıldım sanırım bu etik kurallar çerçevesinde gelişimini tamamlamaya çalışan kurallı insanlardan.kural demişken,kurallara inanmıyorum ben.neden mi?kural kendi içimizdeki zorlamalarımız ve başaramadıklarımız olmalı diye düşünüyorum.kural ruhun antagonistliğini yok ederken,bedenin gri hücrelerini zamanın sonsuzluğundan kopararak belirli bir saatte sabitliyor...