Hikayeler yazmaktan sıkıldım artık.uzun süre bağlı kalamıyorum hiçbirşeye.hayatım boyunca böyle oldu.mesela;''anneni mi çok seviyorsun babanı mı?''dediklerinde ben''ikisini de çok seviyorum’’diyen aptal çocuklardan olmadım hiçbir zaman.hep seçimlerim değişti evet.ama ben hep birini seçtim.iyi ya da kötü.bundan yaklaşık 16 yıl önceye gidiyorum ve o zaman annemden nefret ettiğimi hatırlıyorum.neden mi?çünkü;bir çocuk için en önemli olan duygu sevildiğini hissetmektir ve annem sadece öylece oturuyor ve bana bakmakla yetiniyordu.ölen diğer çocuğunu bende görmek istercesine.bense beni izlemesinden nefret ediyordum.babamın geliş saatini ezberlemiş ve hesaplama yapabilmek için,babamdan bana saati öğretmesini istemiştim.birde saat istemiştim elbet.düz bir saat.''baba saati'' demiştim saat isterken.oysaki kız çocukları o yaşlarda hep anne saati isterdi!o günden sonra hep saat kullandım ben.gece uyandım saate baktım.okula başladım,ders aralarında hep saate baktım.biraz büyüdüm ve tarih kavramına takıldım.ama saat hesaplamalarının yerini hiçbir kavram alamadı bende.daha ince yaşamak mıydı saat benim için?neydi?neden bu kadar bağlanmıştım bu kavrama?
Şimdi yaklaşık 2 sn ye düşündükten sonra şunları söylemek istedim;saat ya da zamandaki ince kavram,detayları seviyordum ben.ve saat;beni hep mutlu eden,sevdiğim insanlara veya olgulara ulaştıran küçük bir kavram.bundan dolayı hep saatlere yükledim insanların anlamlarını ve her insana bir saat ayırdım yaşamımda.çok sık saate baktığımda,zamana bakmadım ben.mutluluk ve sevinç için sabırsızlanmamdı bu kadar çok saate bakmalarım..buluşmalara kaç daika kaldı ve sonrada kaç dakika sonra ayrılacağız bakışlarıydı saatlerle olan sevişmelerim…