gecenin sona ermesinde uykumun kaçmasından anlamalıydım bugunun kötü bir gün olacağını.tam gün doğarken uyumaya zorlamaktan anlamalıydım zor gunlerın gelecek zaman olacagını.okul servısını 3 dakıka için kacırıp taksıye bınmek zorunda kalındıgında yada.muhtesem sunumlar yaparken ınsanlar motıve etmeye çalıştıgımda anlamalıydım belkıde.sunum sonunda ''tesekur''kelimesi suratıma fırlatıldıgında ya da.herneyse dedım ve cıktım dersem ınanmayın sakın.cunku bır ınsan gıbı sınırlendım tam olmayan bu calısmaya.kendımı nasıl ınandırabılırdımkı zaten karsımdakını ınandıramadan bazı seylere.sonra tam 13.00 da hareket eden okul servısınde buldum kendımı.mutsuz olarak ayrıldıgım bellıydı ve ben unutmak ıcın sureklı konustum.eve gırdım.karanlık ve yemek kokusu bırlsmısse eger dunyanın en ıgrenc gunune tünaydın demekten cekınmeyin sakın.bende öyle yaptım.ve sonra bilgisayardan actıgım radyoda sonuna gelınmıs bır muzık, sonunda ısmını bılmedığim kadın ''thank...''derken tekrar aklıma geldı bana soylenen''tesekur''kelımesı ve ben tam o sırada Romain Duris'i beğenerek ona teşekkürlerimi sundum muhteşem filmleri için.
piscopia
30 Mayıs 2013 Perşembe
18 Şubat 2013 Pazartesi
220112
Zamansızlıktı insan ruhunu özel kılan.
bundandı erken doğumlarda yasanan heyecan.
en az zamansız gelen olum kadar sasırtıcıydı zamansız gelen kısıler.
anlayamazdın ve anlamakta istemezdin çoğu zaman.
gri hücrelerin can bulmuşsa bırkac saatlıgıne farklı bır bedende,
anlamak ıstemezdın yaşadığın sonsuzluğu bır kalıba sığdırarak.
ve sonra yok olurdun.olmazdın aslında ama olmak isterdin yanı basında bulunan heycanı kaybetmemenın telasıyla
sonra uc harfe sıgdırırdın kelımelerin yeteriz kalacağı bu hisleri.çokta önem taşımazdı aslında kac harf ile sınırlandırdıgın.çunku daha buyuk ugraslar edınırdın kucucuk bır kelımeyı yok etmek ıcın.
oysa bu ugraslar daha da guclu kılardı kaçmak ıstedıklerını...
zamansızlıktı insanı tarif edemeyeceği hislerde yaşatan ve tüm gri hücrelerini bırkac saatliğine en can alıcı renklere girdirip daha sonra zıfırı karanlıkta yok eden.
bundandı erken doğumlarda yasanan heyecan.
en az zamansız gelen olum kadar sasırtıcıydı zamansız gelen kısıler.
anlayamazdın ve anlamakta istemezdin çoğu zaman.
gri hücrelerin can bulmuşsa bırkac saatlıgıne farklı bır bedende,
anlamak ıstemezdın yaşadığın sonsuzluğu bır kalıba sığdırarak.
ve sonra yok olurdun.olmazdın aslında ama olmak isterdin yanı basında bulunan heycanı kaybetmemenın telasıyla
sonra uc harfe sıgdırırdın kelımelerin yeteriz kalacağı bu hisleri.çokta önem taşımazdı aslında kac harf ile sınırlandırdıgın.çunku daha buyuk ugraslar edınırdın kucucuk bır kelımeyı yok etmek ıcın.
oysa bu ugraslar daha da guclu kılardı kaçmak ıstedıklerını...
zamansızlıktı insanı tarif edemeyeceği hislerde yaşatan ve tüm gri hücrelerini bırkac saatliğine en can alıcı renklere girdirip daha sonra zıfırı karanlıkta yok eden.
9 Kasım 2012 Cuma
yok'taki VAR'lık
Din kavramını yok etmek istememiz bizi daha çok bu cümlenin içine sürüklemekte aslında.ve insanlar bu cümleye bir hayat bahşedebilirler elbette.''yok etmek''cümlesi ''var etmek'' cümlesi ile çelişmemeli belki de.çünkü ;her iki olgu aynı anlamda can bulmakta.ve her nekadar farklı anlamlar çağrıştırsalar da zihnimizdeki gri hücrelerde aynı Tanrı için kurulan iki cümle olmaktan alıkoyamıyorlar kendilerini.
8'in özeti
uyandığımda yok olmak fikri listemde baştan 2.sıradaydı.ama önce ilaç almalıydım.rahatsızlığımı yok edebilecek bir ihtimali yok etmemeliydim.çünkü hasta olduğum için ölmek istemiyordum.aslında aldığım ilaçta ölünesi bir hastalığın ilacı değildi zaten.sonra saçlarımı fırça darbesi ile tanıştırdım.seviştiler belki de gözlerime aldırmadan.ve hazırdım.Ankara'nın en sevmediğim mevsimine merhaba dedim kapıdan çıktığımda.bilirsiniz beni.kışları nasıl hayatta kaldığımı hala çözemedim,çok üşüyen biri olarak.ingilizce derslerini sevmem oldum olası.çünkü;gramer bilgilerinden midem bulanıyor artık.ama dinliyor numarası yapmaktan kacınmadım.hatta notlar aldım.ama hocanın anlattıkları degıldı aldığım notlar.benim o konu ile ilgili oluşturduğum pratik gramer bilgileriydi.ve sonra sıkıldım kendi olmayan insanların bulunduğu binadan.çıktım.yağmurun yağmasına aldırmak istemeden devam ettim.ve en çok sevdiğim yerde buldum kendim.ait kılmadım kendimi dondurmalı browniye.ama yedim.midem bulandı.browniden değil yanlış anlamayın.aklıma gelen insanlardan.ve aklıma gelen ilk kitabı hediye etmesini söyledim arkadaşıma.10 dakika sonra elimdeydi kitabım.ve aşık olduğum adamın kelimeleri ile sıkı bir seks yasayacaktım yaklaşık 7 dakika sonra.ve son basamaktan sağ ayağım ile indikten ve yaklaşık 12 adım ilerledikten sonra yine sağ ayağım ile metronun kapısından içeri girdim.sola döndüm ve sarı koltuklardan yan tarafında ayırma kavramını yaşatabilmek adına konmuş demir direğin bağlantılı olduğu koltuğa oturdum.sonrasında kendimi huzura erdirme zamanına merhaba dedim.ve her kelimesini şehvetle okuyordum kitabın.birazdan kötü bir konuşma yapacağım adama doğru ilerleyen metrodan indim.inmeliydim.bu kadar huzurluyken ben,onun bana sunacağı aldatılma hikayemi dinlemek o kadar da cezbetmemişti hücrelerimi.sonra bir arkadaşımın evine giderek ısınmaya karar verdim.soğuktu çünkü metro durakları.kapıda karşıladı beni tüm ruhunu adadığı başucu kitabı ile.ve bir Elf hikayesi ile baslattı hikayesini.sonra onun kelimelerine kapıldım.ve ruhum bir Elf'in ruhu kadar özeldi artık.
7 Kasım 2012 Çarşamba
ve aylaklık
ve La Ramblas'da seninle tekrardan viski yudumlamak aşkına bu gece tüm hücrelerim.
21 Temmuz 2012 Cumartesi
ve roma günlükleri
Kendimle yaşamayı başarmakta bile zorluk çekerken,biranda dokuz kişi ile aynı evi paylaşmanın zorluğunu anlatabilmem imkansız olur elbet...o halde yapabileceğim tek bir şey vardı.Ve yaptım evet.eve geç girip erken çıkma kavramı.merdivenleri seviyorum.aslında ben rahatı sevmiyorum :}}
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
