18 Temmuz 2011 Pazartesi

müziğin zaferi

Sarhoştu!eğlenmek için gittiğim yerde dikkatimi ilk çeken bu kadın olmuştu.dans ediyordu önüne çıkan herkesle.cinsiyeti önemli değildi o an.eğlenmek geceye yakın bir kavramdı.içki,esrar,müzik ve dans..tabii sonra da birkaç kelimeyi sıralayabilecek kadar tükettiği maddelere meydan okuyan ayıkların anlattığı hikayeler..en sonunda da seks.eğlenmenin özeti.daha fazlası israf…
Bunları düşünürken gözüm tekrardan kadını aramaya başladı.tam karşımdaydı.kısa kızıl saçları onu olabildiğince çekici ve sempatik gösteriyordu.ancak 17 yaşında bir ergen oldugunu saklayamıyordu.sarhoşluk kadınlara çok zalim davranabiliyordu bazen.hafizanın en karanlık odalarını aydınlatmaya çalışan bir projektöre dönüşebiliyordu an!kadın kendine baktığımı görmeksizin konuşuyordu ve gözlerinden akan birkaç damla..birşeyler söylüyordu…müzikle yarışırcasını bağırıyordu belkide…sonra birkaç adım atarak;tamda önümde duran,arkasını dönmüş olan adamın yanına geldi ve başını adama yasladı…küçük sırrını mı söylemişti duyulmayan çığlıklarıyla ya da sadece dudaklarını hareket ettrimişti kimbilir.
Kim kimi duymuştu ki zaten,bugüne kadar?kim kimin çığlığına koşmuştu ki?komşularının çığlıklarını bile duymazdan gelen insanların payına sessizce ağlamak düşmeliydi zaten.dünyada yardım istenecek kimse yoktu.yardım kuruşlarının doyurdugu birkaç yüz bin kişi teselli etmemeliydi insanlığı.düşünüyorlar mıydı bu kuruluşlar, bayat ekmeklerle doyurdukları insanların haykırışlarını?..
Kadın tekrardan dans etmeye başlamış ve onun dansı ile gece insanlarının ayini de kaldığı yerden devam ediyordu.kaybolmuşluğun kahkaya karıştığı loş ışıkta…
Kadın bir süre sonra bakışlarımı fark etmiş olmalı ki yanıma geldi ve kaldıgı yerden ağlamaya devam etti…bir şeyler anlatıyor ama ben bu senfoniyi duyamıyordum.sonra kendim hikayeler uydurdum bu gözyaşlarına…kurutamıyordu konuşurken gözyaşlarını.başlamıştı ve duramıyordu..bütün damarları,kemikleri gözpınarlarından çıkıyordu.
geriye bir tek derisi kaldı kadının.
yok oldu gözyaşlarında tüm bedeni...

15 Temmuz 2011 Cuma

yabancı

Bugun farkettim ki,daha dogrusu fark ettiren birileri oldu demem gerekmekte sanırım.dört gündür aynı sahilde ve aynı şezlongta oturuyormuşum.bunu bana söyleyen kişi beni 4 gündür izliyormuş.aslında dört gündürdeniz için geldigimi,fakat denize girmedigimi fark ettim,konuşan yabancıya kulak verince.ne kadar zamandır burada oldugumu hatırlatılıncaya kadar unutmuşum.’’sadece oturuyorsunuz ve kitap okuyorsunuz.yemek bile yemiyorsnuz akşama kadar.akşam saat 7 gibi gidiyorsunuz,sekiz gibi tekrar buradasınız.ve gece 12 den sonra denize girdiginizi gördüm dün gece.’’dedi yabancı.dinledim sadece ve sonra fark ettim hiç yemek yemiyordum ve aynaya bakmamıştım italya dan döndükten sonra.4 gün boyunca neden uyumamıştımki.oysaki kafama takılan sorunlarım yoktu.var mı diye düşündüm o an.ama yoktu.dört güne dair hatırladıklarım var elbelt.tanımadıgım insanların gelip tanışmak istediklerini söylemelerini hatırlıyorum.kendilerini tanıttıkları cümleler oluyordu sanırım.ama ben kendimi tanıtmadan onları dinliyordum.sonra kitap okumaya devam edince gittiklerini görüyordum.bilmem belki de kızmışlardır.kendimi denize bakarken mutlu kılmayı seviyorum.gece denize girdigimde,dalgaların sadece bana ait olmasını belkide…şezlongları  mutsuz kılmamak için geceleri sahilde oturmalarım.bir adam vardı 200 yıl önce tanıştıgım..birbirimizi çok iyi tanıyan iki yabancıydık...ve bir gece bana;’’sen uyudugunda ben kendimi çok yalnız hissediyorum’’demişti.o geceden sonra uyumadım.yalnız kalmasını istemedim yada mutlu kıldım kendimi bu şekilde…sadece bir tek adamı dinliyorum bu aralar.devendra banhart!seversiniz tanıyın derim.kendini sevmesenizde müzikleri etkileyici..birde ismini bilmediğim bir yazarla tanıştım dün gece.kadın mıydı yoksa erkek mi?tekrar gördügümde dikkat etmeye karar verdim.aynaya bakıp gelmem gerek.merak ettim bir an kendimi.kemiklerim boynumda akseuar gibi durmakta.bu kadar küçülmüş olamam diyorum.ama o bendim belkide tekrar ergenlik dönemine giriyorumdur düşüncesi esir aldı beyin hücrelerimi.bu detaya takılmıyorum şimdilerde.acıktım evet!uzun bir süre sonra bu hissi algılayabilmekten mutluyum…
birşeyleri hatırlamak için birilerinin yardımına ihtiyaç duyuyoruz sanırım son günlerde.
Teşekkürler yabancı!

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Karakterim=sümük!

Sümük ve karakter kelimesini bir arada kullanınca sümük gibi yapışan bir kadın oldugum aklınıza gelebilir elebet.ancak ben buna karar veremem sanırım.eski sevgililerimden biri yazarsa bloguma bunu ögrenmiş olabiliriz:)
Neyse ben sizlere ilişki anlamındaki sümükten bahsetmeyeceğim elbette.kış boyunca hiç olmadığım kadar sümük akıttım.vize final demeden birlikte hazırlandık.beni hiç yalnız burakmadı bu salgı sagolsun.tabiki kurbağalı peçetelerimi unutmamak gerek.sadık dostlarım benim. Geçmiyordu, ben de artık o yokmuş gibi davranıyordum….
Ben zaten inişli çıkışlı bir grip hayatına girmiştim epeydir.ama yazın ortasında bu grip nedir anlam veremedim. Kulağım o kadar uzun süredir tıkalı ki unuttum artık normal duyduğum günleri. Bir de kulak tıkalı olunca sadece kulak tıkalı olmuyor elbet. geri zekâlıya bağlıyorsunuz. Bilhassa diyalog esnasında “Ha?”“Hı?” seslerini o kadar çok kullanıyorsunuz ki ilişkileriniz yıpranıyor. Kulak tıkalı olunca kendi sesini de bilemiyor insan. Bağırmış olmayayım diye sürekli fısıltıyla konuşuyormuşum. Bir de son günlerde boş boş bakmaya başlamıştım. Akvaryumun içinde gibi tuhaf bir his. Burun akıntısı da o kadar uzadı ki, şöyle söyleyeyim, sümük kişiliğimin parçası haline geldi.
Ben ondan vazgeçsemde,bu akıntı yada salgı ne derseniz artık.bana yapıştı gitmek bilmiyor.sevmeye çalışıyorum şimdi onu.her ilişkiye adım atmaya çalışan kadınlar gibi.belki bir süre sonra onu sevdiğimi düşündürebilirsem vazgeçip gider her erkek gibi:))))

12 Temmuz 2011 Salı

duyulmayan çığlıklar

Çirkinim...
Zamansız gelen her şey kadar anlamsızım.ruhum ve ben ayrı dünyalar ve beynim başka bir insan.kalbimdeki uçurtmaların uçuşlarını izliyorum.hepsi tek tek yükselirken,tek korkum biranda düşecek olmaları..uçurtmasız yaşayamam oysaki biliyorum..3 farklı dünyada yaşıyorum ve her birini düşünme fırsatı yaratmaya çalışıyorum..kırmak kadar kötü bir şey yapmak istemiyorum bu üç dünyaya…en çok lunaparkı özledim…bilirisiniz çarpışan otomobilleri sevmem!
Antagonist ruhum her geçen gün bir daha alt etmeye çalışıyor beni yorulmaksızın…ben ne yapıyorum…sabahtan akşama kadar sahildeyim.akşam eve gittiğimde tekrar sahile gitmem gerektiğini düşünerek dönüyorum kumsala..sahiplenmem gerektiğini düşünerek bazı şeyleri şezlongu sahiplenmeye karar verdim..ve geceleri deniz benim oluyor!sabahları ise hediye ediyorum tüm insanlığa okyanusları…
Zamanı yok etmek ve ruhumun antagonistliğini ele geçirmek için çabalıyorum bu aralar…ve birde şezlongları boyuyorum gece 12 den sonra..gelmek ister misin?

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Püriten'e

Hayatı doğadan ayırıyordu.onun gözünde doğa taş ve küldü,granit mezar ve ölümdü.hayat,tuhaf ve özellikle hünerli bir kaza olarak işin içine giriyordu;orada burada az çok başarı ya da denge sağlayan ama sonuçta daima yenilen-çünkü öncesinde de sonrasında da soğuk hareketsizliğin hüküm sürdüğü – uzatılmış bir mücadeleciydi…
Etrafı Yunan,Mısır ve Çin hazinelerinden bedelsiz bir koleksiyonla çevriliydi ve bir müze konversatörüne benziyordu..Lawrence(D.H) i bilirsiniz dostlar…Lawrence gibi,yaşlanmış ama olgun,içe işleyen bir kavrayışa sahibti.Elleri hassas ve olabildiğince nazikti.Ve bir ruh ebesiydi O…belki de Ruhun taaa kendisiydi kimbilir…
 

ruhun tutsaklığı

Ruh…
Bende anlamını asla yitirmeyecek bir kelime varsa,ruh olmalıydı bu kelime...ruhun inceliğini keşfetmek ve en önemlisi de belki,her ruhun ne istediğini bilebilmek.her ruh özgürlük ister!özgürlük ve ruh anlam kazanır, güzel ya da çirkin bedenlerde,hücrelerde..Unutulmaması gereken tek düşünce ise,hiçbir ruhun başka bir ruhta anlam kazanayamayacağıdır belkide…

Ruh ve kanun…
Bribirinden bağımsız iki anlam…Biri tutsaklık diğeri sınırsızlıklar ülkesi…her ikisine anlam kazandıran bir adam!...

‘’en büyük Mon…u!
Senin  gökyüzündeki ruhunu kutsmaktan ötürü şeref kazanırsam,ne mutlu bana!
Ya siz,ey aklın,gerçeğin sessiz ve kimseyle konuşup görüşmeyen bekçileri!size de sevinç ve mutlluk verebilirsem,ne mutlu olurdum!insanlık savunucularının sesini duyurmakta etken olan istek ve heyecanı,duyarlı ruhlara üfleyebilsem dünyalar benim olurdu!...
İnsanlığın kutsal haklarını savunan ve yenilmez gerçeğin tarafını tutarak,sesimi yükseltmekle,zulmün ve bazen de aynı derecede tiksinç bilgisizliğin pençesinde çırpınan kara yazgılı kurbanlardan birkaçını çekip kurtarabilirsem,bunlardan sadece bir tek günahsızın duaları ve döktüğü sevinç gözyaşları bile,bütün diğer insanların haksız suçlamalarına ve acı hareketlerine karşı beni yatıştırır ve avuturdu!’
 not:louisiana lı vahşiler acıktıkları zamn ağaçları köklerinden kopararak beslenirlermiş.hükümet te vahşiler gibidir die düşünüyorum artık.ruhsuz bir yaşama itilen ruhsuz makinalar olmaya hazırız evet!!! ...tapılası insana teşekürler...MO....U

28 Haziran 2011 Salı

kısa kısa

Hikayeler yazmaktan sıkıldım artık.uzun süre bağlı kalamıyorum hiçbirşeye.hayatım boyunca böyle oldu.mesela;''anneni mi çok seviyorsun babanı mı?''dediklerinde ben''ikisini de çok seviyorum’’diyen aptal çocuklardan olmadım hiçbir zaman.hep seçimlerim değişti evet.ama ben hep birini seçtim.iyi ya da kötü.bundan yaklaşık 16 yıl önceye gidiyorum ve o zaman annemden nefret ettiğimi hatırlıyorum.neden mi?çünkü;bir çocuk için en önemli olan duygu sevildiğini hissetmektir ve annem sadece öylece oturuyor ve bana bakmakla yetiniyordu.ölen diğer çocuğunu bende görmek istercesine.bense beni izlemesinden nefret ediyordum.babamın geliş saatini ezberlemiş ve hesaplama yapabilmek için,babamdan bana saati öğretmesini istemiştim.birde saat istemiştim elbet.düz bir saat.''baba saati'' demiştim saat isterken.oysaki kız çocukları o yaşlarda hep anne saati isterdi!o günden sonra hep saat kullandım ben.gece uyandım saate baktım.okula başladım,ders aralarında hep saate baktım.biraz büyüdüm ve tarih kavramına takıldım.ama saat hesaplamalarının yerini hiçbir kavram alamadı bende.daha ince yaşamak mıydı saat benim için?neydi?neden bu kadar bağlanmıştım bu kavrama?
Şimdi yaklaşık 2 sn ye düşündükten sonra şunları söylemek istedim;saat ya da zamandaki ince kavram,detayları seviyordum ben.ve saat;beni hep mutlu eden,sevdiğim insanlara veya olgulara ulaştıran küçük bir kavram.bundan dolayı hep saatlere yükledim insanların anlamlarını ve her insana bir saat ayırdım yaşamımda.çok sık saate baktığımda,zamana bakmadım ben.mutluluk ve sevinç için sabırsızlanmamdı bu kadar çok saate bakmalarım..buluşmalara kaç daika kaldı ve sonrada kaç dakika sonra ayrılacağız bakışlarıydı saatlerle olan sevişmelerim…