9 Ekim 2011 Pazar

Ya şimdi anlamadığım;sırf etiklikten anladıklarını ve yaşam tarzları olduğunu gösterebilmek için,yazılan bir yorumun beğenilmesi,yorumlanması bir nevi yorum yazan kişiyi gaza getirme tekniklerini kullanabilmeyi deneyen insancıklar!niye bu kadar banalleşmek zorundasınız.bırakın adam ruh halini paylaşsın.üzgünse teselli etmek zorunda,mutlu ise de tebrik etmek zorunda değilsiniz...
sıkıldım sanırım bu etik kurallar çerçevesinde gelişimini tamamlamaya çalışan kurallı insanlardan.kural demişken,kurallara inanmıyorum ben.neden mi?kural kendi içimizdeki zorlamalarımız ve başaramadıklarımız olmalı diye düşünüyorum.kural ruhun antagonistliğini yok ederken,bedenin gri hücrelerini zamanın sonsuzluğundan kopararak belirli bir saatte sabitliyor...

7 Ekim 2011 Cuma

zamansızlık

saat 10:30 da uyanmakla başlayan bir gün ve bel fıtığı olmamak için uygulanması gereken yataktan kalkma hareketi ile güne başlamak..sıkıcı bir gün olduğunu yataktan fırlayarak uyanmamamla anlamıştım.bu günden tek beklentim;derslerimin sona ermesi ve eve gelebilmemdi.sıradan bir kahvaltı ve sonra cici,prenses bir kadın olup evden ayrılma..tabi ki küpe takmayı unutmamak gerek.en önemli kısmı buydu zaten.ne olursa olsun asla küpesiz çıkmamak.okul servisini kaçırmamak için koşmaya çalışan 1000 tonluk fil gibi koşmalarım falan filan..ilk dersimin bulaşıcı hastalıklar olması ayrıca mutlu kılmasa da beni,ders başlamıştı.sonrasını hatırlamıyorum zaten.neden mi?sürekli ayakkabılarımı izledim.beni ergen bir prenses yapabilmiş miydi bu ayakkabılarım..sanmam..dersin 16:30 da bitmesi ve evde tek olma fikri beni,''bir yerlere gitmen gerek''düşüncesine itiyordu her geçen dakika..metroda karşılaştığım alt sınıfımın ısrarı üzerine onun evine gitmeye karar vermiştim.beş saniye sürmüştü karar verebilmem.eve gidilip dinlenme faslı,yemek derken çay içelim denildi evdeki bireylerinde katılımı ile...konu Isparta'dan açıldı.gitmemiştim ısparta'ya.herksin heyecanla bahsettiği yeri hiç merak etmemiştim.oysaki önünde eğilmem gereken insan ıspartalıydı..kendi kendime konuşmaya başlamıştım ki;ısparta fotoğrafları önümde diz çökmeye başlamışlardı bile.bu davet,bahsedilen sohbet konuları,düşünceler hepsi yersiz ve zamansızdı.ben bile zamansızdım..düşüncelerim birbirinden bağımsızdı.bunları düşünürken,her bir fotoğraf hakkında anlatılan hikayeleri fark ettim..şaşırtıcıydı.yaşamına,düşüncelerine,sağ duyusuna,bir konuya olan inancına ve bunu savunmakta ki iradesine hayran kaldığım insan anlatılan fotoğraf karelerine sığdırılmaya çalışılmıştı..fotoğrafı çeken kişiyi kıskanmak istedim ama yapamadım..her bir fotoğraf için 10 damla gözyaşı döktüm..tutmak istedim bir kaç fotoğrafta kendimi.başaramadım..göz yaşlarıma hakim olmak istediğim her saniyede,gözyaşı yerine çakıl taşları döküldü gözlerimden...sonra,zamansız olan her şeyin mutluluk göz yaşlarına boğabileceğine inandım insanı... 
mutluluk bazen hiçbir şeydi:)

5 Ekim 2011 Çarşamba

aşk tanımlaması

Kapıları geçerek ilerleyen kamera hızla bir odaya giriyor ve bordo çarşafı olan bir yatak etrafında dönmeye başlıyor senaryo...''senin çizgilerin dolanıp durdu kafamda''diyor şarkı sözlerini seslendiren Redd grubu solisti Doğan Duru...müziği dinlemek değil amacım,sadece sesli bir ortam yaratabilmek hücrelerime...''evet güzel şarkı abi''diyordur bunu dinleyen milyon insan..şimdi klipte yastıkla birbirlerine girişme sahnesi falan da var.klasik aşk senaryolarını bilirsiniz işte...aşk bu mudur yani?kavga et.yastıkla birbirine giriş.sonra barış ve hiçbirşey yokmuş gibi devam et kaldığın yerden...ama aradaki o üç günü,yaşanılan üzüntüleri nereye gönderdiniz yada nasıl başardınız o üç günü gönderebilmeyi?
aşk sanılan duygu sadece açlık aslında..saf duygu olarak göremiyorum üzgünüm..saf olan hiçbir şeyin cezbedici olmadığına inanmamdan kaynaklıdır belkide bu düşüncem kim bilir...neyse işte çok uzatmayayım uyuyup kursa gitmem gerek.
aşk;tutku ve şehvetten oluşan en saf duygudur!!!maksimum 3 ayla sınırlıdır..daha fazla yaşayabilmek için çaba harcamayın mide bulantısı yaratmaktadır...

  
çizim:tuğrul yıldız

25 Eylül 2011 Pazar

bir ergen sendromu sabahı:))

Yaklaşık iki ay önce yapılması gereken bir işi,iki ay sonraya bırakabilme cesaretini gösteren sevgili ev arkadaşım ile birlikte kendimizi avutma çabası içinde mutlu olmaya çalışırken,bir de bakmışız bir ekim tarihi 250 km x/t ile bize dogru uçmakta.bu böle devam etmez diyoruz ve...
sabah uyandıgımızda güne oldukça kararlı başlayıp kahvaltımızı heyecanla yapıyoruz.oleyyy rapor yazacağız havasndayız(çarpılmak istemiyorum tabiki)kahvaltı uzadıkça uzuyor.ikimizde sessizleşmeye başlıyoruz.veee tam başlamaya karar vermişken;telefonum 'nokia tune' melodisi ile beni sinirlendiriyor.telefonuma bakıyorum adana'dan arkadaşım.''berrin size geliyorum.''diyor.''yok'' diyemiyorum ama oldukça kızgınım telefonuma.''ya ben rapaor yazacaktım yaa.''diyorum üzgün,bitmiş,ders çalışma ve üretme hakkı elinden alınmış bir birey olarak.esraya bakıyorum,kafasını duvara geçiriyor.neden mi?üzgün.''ders çalışmak''diyor ve ağlamaya başlıyor..bukadar istekli bir ders çalışma günümüzü de erteliyor ve akşam dışarı çıkarak,ertelemenin çok ta kötü bir fikir olmadığına karar kılıyoruz:)))


Not:sadece yazılarda seviyorum ergen sendromlu olmayı:))

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Püriten'e 2..

Ben ilk defa hayattaki sınırlarımı kaldırmıştım oysaki..ilk defa kalbimi koşulsuzca açmıştım bir püriten'e..sorgusuz olmuştum ilk defa...kendim kadar güvenmiştim ve daima güveneceğim belki de...ben ilk defa asla dediklerimi yapmıştım ama korkmadan ve pişman olmadan asla...tüm hücrelerimi kendime adayan ben;başka biri için adamaya başlamıştım en büyük hücremi...ve ben ilk defa birine korkmadan söylemiştim o iki kelimeyi..biliyordum aslında korkulası kelimelerin söylenmemesi gerektiğini.ama bir kere hissetmeye başlarsanız tüm yaşadıklarınızı, ne kendinizi durdurabilirsiniz ne de dünyayı...
''pişman mıyım''?diye düşünüyorum şimdilerde...ama her defasında koca bir ''asla''kelimesi karşılıyor beni bir solo enstrümandan oluşmuş konçertosu ile...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

tarifsiz adam

...“Kendimi yalnızca hikayelere ait hissediyorum. Bir yere ait hissetmiyorum. Ve sadece onlara ait hissettiğim için yazıyorum. Ne düşündüğümü de bilmiyorum. Ne düşündüğümü anlamak için, bir düşünme biçimi olarak yazıyorum. Yazarak en uzak noktaya ulaşabiliyorsunuz. Yazma nedenlerimden biri de bu...”

 demiş zakasına hayran kaldığımız Hakan Günday..ne kadar da güzel özetlemiş düşüncelerin sınırsızlıklarla anlam kazanacağını...


Not:''Bir yere ait hissetmiyorum.''bu cümleyi daha önce de duymuştum,yine tarifsiz düşüncelere sahip olan bir dünyalı'dan..sadece sonsuzluğa ait oluğuna inandığım bir dünya'lıydı o da...

7 Ağustos 2011 Pazar

ruhun titreyişi..

Hissetmek tüm ruhunla bedeni ve sonra hücrelerine ulaştırmak özgürlük savaşçısını..bedeni soyutlamak zamandan..zor gibi gelmesin azizim,hiç olamayacağını düşündüğün kadar kolaymış…yaklaşık 1 saat önce öğreniyorum özgürlüğün kelimeden ibaret olmadığı gerçeğini…
Eski bir motosikletle başlıyor ruhların kapalı gökyüzünü aydınlatan dansı…
Hafif bir rüzgar önce.her bir hücrenizi dirilten..sonra biraz daha…ve işte ‘’o an’’artık tek bir düşünceye hükmediyor,ruhunuzu oluşturan bedendeki her bir hücreniz…karanlıktaki aydınlığın,umutsuzluktaki sevincin fotografını çekiyor gözyaşlarım..kendimi bukadar   tarifsiz hissetmişmiydim diye düşünüyorum…tarifsiz duyguları anlatmaya çalışmak kadar mükemmel bir şey olmaz diyorum sonra…sınırsız kelimelerin sınırsızlıklarını öğretiyor bu ‘an’’lar insan denilen figürana…
…Ve birkez daha mutlu oluyorum hissederek yaşadığım her şeyden…
Not:unutulmaz birkaç dakika için sonsuz teşekürler...