13 Ağustos 2011 Cumartesi

Püriten'e 2..

Ben ilk defa hayattaki sınırlarımı kaldırmıştım oysaki..ilk defa kalbimi koşulsuzca açmıştım bir püriten'e..sorgusuz olmuştum ilk defa...kendim kadar güvenmiştim ve daima güveneceğim belki de...ben ilk defa asla dediklerimi yapmıştım ama korkmadan ve pişman olmadan asla...tüm hücrelerimi kendime adayan ben;başka biri için adamaya başlamıştım en büyük hücremi...ve ben ilk defa birine korkmadan söylemiştim o iki kelimeyi..biliyordum aslında korkulası kelimelerin söylenmemesi gerektiğini.ama bir kere hissetmeye başlarsanız tüm yaşadıklarınızı, ne kendinizi durdurabilirsiniz ne de dünyayı...
''pişman mıyım''?diye düşünüyorum şimdilerde...ama her defasında koca bir ''asla''kelimesi karşılıyor beni bir solo enstrümandan oluşmuş konçertosu ile...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

tarifsiz adam

...“Kendimi yalnızca hikayelere ait hissediyorum. Bir yere ait hissetmiyorum. Ve sadece onlara ait hissettiğim için yazıyorum. Ne düşündüğümü de bilmiyorum. Ne düşündüğümü anlamak için, bir düşünme biçimi olarak yazıyorum. Yazarak en uzak noktaya ulaşabiliyorsunuz. Yazma nedenlerimden biri de bu...”

 demiş zakasına hayran kaldığımız Hakan Günday..ne kadar da güzel özetlemiş düşüncelerin sınırsızlıklarla anlam kazanacağını...


Not:''Bir yere ait hissetmiyorum.''bu cümleyi daha önce de duymuştum,yine tarifsiz düşüncelere sahip olan bir dünyalı'dan..sadece sonsuzluğa ait oluğuna inandığım bir dünya'lıydı o da...

7 Ağustos 2011 Pazar

ruhun titreyişi..

Hissetmek tüm ruhunla bedeni ve sonra hücrelerine ulaştırmak özgürlük savaşçısını..bedeni soyutlamak zamandan..zor gibi gelmesin azizim,hiç olamayacağını düşündüğün kadar kolaymış…yaklaşık 1 saat önce öğreniyorum özgürlüğün kelimeden ibaret olmadığı gerçeğini…
Eski bir motosikletle başlıyor ruhların kapalı gökyüzünü aydınlatan dansı…
Hafif bir rüzgar önce.her bir hücrenizi dirilten..sonra biraz daha…ve işte ‘’o an’’artık tek bir düşünceye hükmediyor,ruhunuzu oluşturan bedendeki her bir hücreniz…karanlıktaki aydınlığın,umutsuzluktaki sevincin fotografını çekiyor gözyaşlarım..kendimi bukadar   tarifsiz hissetmişmiydim diye düşünüyorum…tarifsiz duyguları anlatmaya çalışmak kadar mükemmel bir şey olmaz diyorum sonra…sınırsız kelimelerin sınırsızlıklarını öğretiyor bu ‘an’’lar insan denilen figürana…
…Ve birkez daha mutlu oluyorum hissederek yaşadığım her şeyden…
Not:unutulmaz birkaç dakika için sonsuz teşekürler...

20 Temmuz 2011 Çarşamba

with the smile...

Kendimden birşeyler arıyorum her şeyde.bir bedende,bir şarkıda,bir filmde ve bir düşüncede..bazen bir mobilyada da aradığım olmuyor değil.''sen kimsin?'' dediklerinde;adım kırmızı,soyadım bisiklet demek istiyorum arada bir..
iste kendimi buldugum bir müzikle başbaşa bıraktım bile sizleri..;)
koop island..

........

Gece 01:33 vücudum yorgun.yaklaşık 400 bölmeden oluşuyor bedenim.her bölme farklı hikayelerin temsilcisi.beynimin sağ tarafı kepenklerini kapatmaya çalışırken,sol tarafı florasanlarını teker teker açmakta ısrarla…
Yorgun bir beyne sahip makinalar gibiyim.çalışan ama ölümünü gerçekleştirmek için uygun çalışma ortamını bekleyen makinalar gibi.neden bu ısrarım?''biraz daha dayan''diyen bir sahibimde yok oysaki..düşünmekten yoruluyorum çogu zaman.ama vazgeçilmezlerim arasında baştan ilk üçü oluşturuyor bu eylem..
Bu aralar 2 ay sonrasını düşünerek mutlu olmaya karar verdim.2 ay sonra istediğin yaşam tarzına ulaşmak ve gelecek hayalleri..bunları düşündükçe beynim tek bir bölmeden ibaret oluyor.tüm hücrelerim tek bir hedefe yöneliyor.inanamıyorum ama;ruhum,beynim ve bedenim tek bir kelimede sevişiyor.
belki de ilk defa…

18 Temmuz 2011 Pazartesi

müziğin zaferi

Sarhoştu!eğlenmek için gittiğim yerde dikkatimi ilk çeken bu kadın olmuştu.dans ediyordu önüne çıkan herkesle.cinsiyeti önemli değildi o an.eğlenmek geceye yakın bir kavramdı.içki,esrar,müzik ve dans..tabii sonra da birkaç kelimeyi sıralayabilecek kadar tükettiği maddelere meydan okuyan ayıkların anlattığı hikayeler..en sonunda da seks.eğlenmenin özeti.daha fazlası israf…
Bunları düşünürken gözüm tekrardan kadını aramaya başladı.tam karşımdaydı.kısa kızıl saçları onu olabildiğince çekici ve sempatik gösteriyordu.ancak 17 yaşında bir ergen oldugunu saklayamıyordu.sarhoşluk kadınlara çok zalim davranabiliyordu bazen.hafizanın en karanlık odalarını aydınlatmaya çalışan bir projektöre dönüşebiliyordu an!kadın kendine baktığımı görmeksizin konuşuyordu ve gözlerinden akan birkaç damla..birşeyler söylüyordu…müzikle yarışırcasını bağırıyordu belkide…sonra birkaç adım atarak;tamda önümde duran,arkasını dönmüş olan adamın yanına geldi ve başını adama yasladı…küçük sırrını mı söylemişti duyulmayan çığlıklarıyla ya da sadece dudaklarını hareket ettrimişti kimbilir.
Kim kimi duymuştu ki zaten,bugüne kadar?kim kimin çığlığına koşmuştu ki?komşularının çığlıklarını bile duymazdan gelen insanların payına sessizce ağlamak düşmeliydi zaten.dünyada yardım istenecek kimse yoktu.yardım kuruşlarının doyurdugu birkaç yüz bin kişi teselli etmemeliydi insanlığı.düşünüyorlar mıydı bu kuruluşlar, bayat ekmeklerle doyurdukları insanların haykırışlarını?..
Kadın tekrardan dans etmeye başlamış ve onun dansı ile gece insanlarının ayini de kaldığı yerden devam ediyordu.kaybolmuşluğun kahkaya karıştığı loş ışıkta…
Kadın bir süre sonra bakışlarımı fark etmiş olmalı ki yanıma geldi ve kaldıgı yerden ağlamaya devam etti…bir şeyler anlatıyor ama ben bu senfoniyi duyamıyordum.sonra kendim hikayeler uydurdum bu gözyaşlarına…kurutamıyordu konuşurken gözyaşlarını.başlamıştı ve duramıyordu..bütün damarları,kemikleri gözpınarlarından çıkıyordu.
geriye bir tek derisi kaldı kadının.
yok oldu gözyaşlarında tüm bedeni...