5 Ekim 2011 Çarşamba

aşk tanımlaması

Kapıları geçerek ilerleyen kamera hızla bir odaya giriyor ve bordo çarşafı olan bir yatak etrafında dönmeye başlıyor senaryo...''senin çizgilerin dolanıp durdu kafamda''diyor şarkı sözlerini seslendiren Redd grubu solisti Doğan Duru...müziği dinlemek değil amacım,sadece sesli bir ortam yaratabilmek hücrelerime...''evet güzel şarkı abi''diyordur bunu dinleyen milyon insan..şimdi klipte yastıkla birbirlerine girişme sahnesi falan da var.klasik aşk senaryolarını bilirsiniz işte...aşk bu mudur yani?kavga et.yastıkla birbirine giriş.sonra barış ve hiçbirşey yokmuş gibi devam et kaldığın yerden...ama aradaki o üç günü,yaşanılan üzüntüleri nereye gönderdiniz yada nasıl başardınız o üç günü gönderebilmeyi?
aşk sanılan duygu sadece açlık aslında..saf duygu olarak göremiyorum üzgünüm..saf olan hiçbir şeyin cezbedici olmadığına inanmamdan kaynaklıdır belkide bu düşüncem kim bilir...neyse işte çok uzatmayayım uyuyup kursa gitmem gerek.
aşk;tutku ve şehvetten oluşan en saf duygudur!!!maksimum 3 ayla sınırlıdır..daha fazla yaşayabilmek için çaba harcamayın mide bulantısı yaratmaktadır...

  
çizim:tuğrul yıldız

25 Eylül 2011 Pazar

bir ergen sendromu sabahı:))

Yaklaşık iki ay önce yapılması gereken bir işi,iki ay sonraya bırakabilme cesaretini gösteren sevgili ev arkadaşım ile birlikte kendimizi avutma çabası içinde mutlu olmaya çalışırken,bir de bakmışız bir ekim tarihi 250 km x/t ile bize dogru uçmakta.bu böle devam etmez diyoruz ve...
sabah uyandıgımızda güne oldukça kararlı başlayıp kahvaltımızı heyecanla yapıyoruz.oleyyy rapor yazacağız havasndayız(çarpılmak istemiyorum tabiki)kahvaltı uzadıkça uzuyor.ikimizde sessizleşmeye başlıyoruz.veee tam başlamaya karar vermişken;telefonum 'nokia tune' melodisi ile beni sinirlendiriyor.telefonuma bakıyorum adana'dan arkadaşım.''berrin size geliyorum.''diyor.''yok'' diyemiyorum ama oldukça kızgınım telefonuma.''ya ben rapaor yazacaktım yaa.''diyorum üzgün,bitmiş,ders çalışma ve üretme hakkı elinden alınmış bir birey olarak.esraya bakıyorum,kafasını duvara geçiriyor.neden mi?üzgün.''ders çalışmak''diyor ve ağlamaya başlıyor..bukadar istekli bir ders çalışma günümüzü de erteliyor ve akşam dışarı çıkarak,ertelemenin çok ta kötü bir fikir olmadığına karar kılıyoruz:)))


Not:sadece yazılarda seviyorum ergen sendromlu olmayı:))

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Püriten'e 2..

Ben ilk defa hayattaki sınırlarımı kaldırmıştım oysaki..ilk defa kalbimi koşulsuzca açmıştım bir püriten'e..sorgusuz olmuştum ilk defa...kendim kadar güvenmiştim ve daima güveneceğim belki de...ben ilk defa asla dediklerimi yapmıştım ama korkmadan ve pişman olmadan asla...tüm hücrelerimi kendime adayan ben;başka biri için adamaya başlamıştım en büyük hücremi...ve ben ilk defa birine korkmadan söylemiştim o iki kelimeyi..biliyordum aslında korkulası kelimelerin söylenmemesi gerektiğini.ama bir kere hissetmeye başlarsanız tüm yaşadıklarınızı, ne kendinizi durdurabilirsiniz ne de dünyayı...
''pişman mıyım''?diye düşünüyorum şimdilerde...ama her defasında koca bir ''asla''kelimesi karşılıyor beni bir solo enstrümandan oluşmuş konçertosu ile...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

tarifsiz adam

...“Kendimi yalnızca hikayelere ait hissediyorum. Bir yere ait hissetmiyorum. Ve sadece onlara ait hissettiğim için yazıyorum. Ne düşündüğümü de bilmiyorum. Ne düşündüğümü anlamak için, bir düşünme biçimi olarak yazıyorum. Yazarak en uzak noktaya ulaşabiliyorsunuz. Yazma nedenlerimden biri de bu...”

 demiş zakasına hayran kaldığımız Hakan Günday..ne kadar da güzel özetlemiş düşüncelerin sınırsızlıklarla anlam kazanacağını...


Not:''Bir yere ait hissetmiyorum.''bu cümleyi daha önce de duymuştum,yine tarifsiz düşüncelere sahip olan bir dünyalı'dan..sadece sonsuzluğa ait oluğuna inandığım bir dünya'lıydı o da...

7 Ağustos 2011 Pazar

ruhun titreyişi..

Hissetmek tüm ruhunla bedeni ve sonra hücrelerine ulaştırmak özgürlük savaşçısını..bedeni soyutlamak zamandan..zor gibi gelmesin azizim,hiç olamayacağını düşündüğün kadar kolaymış…yaklaşık 1 saat önce öğreniyorum özgürlüğün kelimeden ibaret olmadığı gerçeğini…
Eski bir motosikletle başlıyor ruhların kapalı gökyüzünü aydınlatan dansı…
Hafif bir rüzgar önce.her bir hücrenizi dirilten..sonra biraz daha…ve işte ‘’o an’’artık tek bir düşünceye hükmediyor,ruhunuzu oluşturan bedendeki her bir hücreniz…karanlıktaki aydınlığın,umutsuzluktaki sevincin fotografını çekiyor gözyaşlarım..kendimi bukadar   tarifsiz hissetmişmiydim diye düşünüyorum…tarifsiz duyguları anlatmaya çalışmak kadar mükemmel bir şey olmaz diyorum sonra…sınırsız kelimelerin sınırsızlıklarını öğretiyor bu ‘an’’lar insan denilen figürana…
…Ve birkez daha mutlu oluyorum hissederek yaşadığım her şeyden…
Not:unutulmaz birkaç dakika için sonsuz teşekürler...

20 Temmuz 2011 Çarşamba

with the smile...

Kendimden birşeyler arıyorum her şeyde.bir bedende,bir şarkıda,bir filmde ve bir düşüncede..bazen bir mobilyada da aradığım olmuyor değil.''sen kimsin?'' dediklerinde;adım kırmızı,soyadım bisiklet demek istiyorum arada bir..
iste kendimi buldugum bir müzikle başbaşa bıraktım bile sizleri..;)
koop island..