20 Temmuz 2011 Çarşamba

with the smile...

Kendimden birşeyler arıyorum her şeyde.bir bedende,bir şarkıda,bir filmde ve bir düşüncede..bazen bir mobilyada da aradığım olmuyor değil.''sen kimsin?'' dediklerinde;adım kırmızı,soyadım bisiklet demek istiyorum arada bir..
iste kendimi buldugum bir müzikle başbaşa bıraktım bile sizleri..;)
koop island..

........

Gece 01:33 vücudum yorgun.yaklaşık 400 bölmeden oluşuyor bedenim.her bölme farklı hikayelerin temsilcisi.beynimin sağ tarafı kepenklerini kapatmaya çalışırken,sol tarafı florasanlarını teker teker açmakta ısrarla…
Yorgun bir beyne sahip makinalar gibiyim.çalışan ama ölümünü gerçekleştirmek için uygun çalışma ortamını bekleyen makinalar gibi.neden bu ısrarım?''biraz daha dayan''diyen bir sahibimde yok oysaki..düşünmekten yoruluyorum çogu zaman.ama vazgeçilmezlerim arasında baştan ilk üçü oluşturuyor bu eylem..
Bu aralar 2 ay sonrasını düşünerek mutlu olmaya karar verdim.2 ay sonra istediğin yaşam tarzına ulaşmak ve gelecek hayalleri..bunları düşündükçe beynim tek bir bölmeden ibaret oluyor.tüm hücrelerim tek bir hedefe yöneliyor.inanamıyorum ama;ruhum,beynim ve bedenim tek bir kelimede sevişiyor.
belki de ilk defa…

18 Temmuz 2011 Pazartesi

müziğin zaferi

Sarhoştu!eğlenmek için gittiğim yerde dikkatimi ilk çeken bu kadın olmuştu.dans ediyordu önüne çıkan herkesle.cinsiyeti önemli değildi o an.eğlenmek geceye yakın bir kavramdı.içki,esrar,müzik ve dans..tabii sonra da birkaç kelimeyi sıralayabilecek kadar tükettiği maddelere meydan okuyan ayıkların anlattığı hikayeler..en sonunda da seks.eğlenmenin özeti.daha fazlası israf…
Bunları düşünürken gözüm tekrardan kadını aramaya başladı.tam karşımdaydı.kısa kızıl saçları onu olabildiğince çekici ve sempatik gösteriyordu.ancak 17 yaşında bir ergen oldugunu saklayamıyordu.sarhoşluk kadınlara çok zalim davranabiliyordu bazen.hafizanın en karanlık odalarını aydınlatmaya çalışan bir projektöre dönüşebiliyordu an!kadın kendine baktığımı görmeksizin konuşuyordu ve gözlerinden akan birkaç damla..birşeyler söylüyordu…müzikle yarışırcasını bağırıyordu belkide…sonra birkaç adım atarak;tamda önümde duran,arkasını dönmüş olan adamın yanına geldi ve başını adama yasladı…küçük sırrını mı söylemişti duyulmayan çığlıklarıyla ya da sadece dudaklarını hareket ettrimişti kimbilir.
Kim kimi duymuştu ki zaten,bugüne kadar?kim kimin çığlığına koşmuştu ki?komşularının çığlıklarını bile duymazdan gelen insanların payına sessizce ağlamak düşmeliydi zaten.dünyada yardım istenecek kimse yoktu.yardım kuruşlarının doyurdugu birkaç yüz bin kişi teselli etmemeliydi insanlığı.düşünüyorlar mıydı bu kuruluşlar, bayat ekmeklerle doyurdukları insanların haykırışlarını?..
Kadın tekrardan dans etmeye başlamış ve onun dansı ile gece insanlarının ayini de kaldığı yerden devam ediyordu.kaybolmuşluğun kahkaya karıştığı loş ışıkta…
Kadın bir süre sonra bakışlarımı fark etmiş olmalı ki yanıma geldi ve kaldıgı yerden ağlamaya devam etti…bir şeyler anlatıyor ama ben bu senfoniyi duyamıyordum.sonra kendim hikayeler uydurdum bu gözyaşlarına…kurutamıyordu konuşurken gözyaşlarını.başlamıştı ve duramıyordu..bütün damarları,kemikleri gözpınarlarından çıkıyordu.
geriye bir tek derisi kaldı kadının.
yok oldu gözyaşlarında tüm bedeni...

15 Temmuz 2011 Cuma

yabancı

Bugun farkettim ki,daha dogrusu fark ettiren birileri oldu demem gerekmekte sanırım.dört gündür aynı sahilde ve aynı şezlongta oturuyormuşum.bunu bana söyleyen kişi beni 4 gündür izliyormuş.aslında dört gündürdeniz için geldigimi,fakat denize girmedigimi fark ettim,konuşan yabancıya kulak verince.ne kadar zamandır burada oldugumu hatırlatılıncaya kadar unutmuşum.’’sadece oturuyorsunuz ve kitap okuyorsunuz.yemek bile yemiyorsnuz akşama kadar.akşam saat 7 gibi gidiyorsunuz,sekiz gibi tekrar buradasınız.ve gece 12 den sonra denize girdiginizi gördüm dün gece.’’dedi yabancı.dinledim sadece ve sonra fark ettim hiç yemek yemiyordum ve aynaya bakmamıştım italya dan döndükten sonra.4 gün boyunca neden uyumamıştımki.oysaki kafama takılan sorunlarım yoktu.var mı diye düşündüm o an.ama yoktu.dört güne dair hatırladıklarım var elbelt.tanımadıgım insanların gelip tanışmak istediklerini söylemelerini hatırlıyorum.kendilerini tanıttıkları cümleler oluyordu sanırım.ama ben kendimi tanıtmadan onları dinliyordum.sonra kitap okumaya devam edince gittiklerini görüyordum.bilmem belki de kızmışlardır.kendimi denize bakarken mutlu kılmayı seviyorum.gece denize girdigimde,dalgaların sadece bana ait olmasını belkide…şezlongları  mutsuz kılmamak için geceleri sahilde oturmalarım.bir adam vardı 200 yıl önce tanıştıgım..birbirimizi çok iyi tanıyan iki yabancıydık...ve bir gece bana;’’sen uyudugunda ben kendimi çok yalnız hissediyorum’’demişti.o geceden sonra uyumadım.yalnız kalmasını istemedim yada mutlu kıldım kendimi bu şekilde…sadece bir tek adamı dinliyorum bu aralar.devendra banhart!seversiniz tanıyın derim.kendini sevmesenizde müzikleri etkileyici..birde ismini bilmediğim bir yazarla tanıştım dün gece.kadın mıydı yoksa erkek mi?tekrar gördügümde dikkat etmeye karar verdim.aynaya bakıp gelmem gerek.merak ettim bir an kendimi.kemiklerim boynumda akseuar gibi durmakta.bu kadar küçülmüş olamam diyorum.ama o bendim belkide tekrar ergenlik dönemine giriyorumdur düşüncesi esir aldı beyin hücrelerimi.bu detaya takılmıyorum şimdilerde.acıktım evet!uzun bir süre sonra bu hissi algılayabilmekten mutluyum…
birşeyleri hatırlamak için birilerinin yardımına ihtiyaç duyuyoruz sanırım son günlerde.
Teşekkürler yabancı!

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Karakterim=sümük!

Sümük ve karakter kelimesini bir arada kullanınca sümük gibi yapışan bir kadın oldugum aklınıza gelebilir elebet.ancak ben buna karar veremem sanırım.eski sevgililerimden biri yazarsa bloguma bunu ögrenmiş olabiliriz:)
Neyse ben sizlere ilişki anlamındaki sümükten bahsetmeyeceğim elbette.kış boyunca hiç olmadığım kadar sümük akıttım.vize final demeden birlikte hazırlandık.beni hiç yalnız burakmadı bu salgı sagolsun.tabiki kurbağalı peçetelerimi unutmamak gerek.sadık dostlarım benim. Geçmiyordu, ben de artık o yokmuş gibi davranıyordum….
Ben zaten inişli çıkışlı bir grip hayatına girmiştim epeydir.ama yazın ortasında bu grip nedir anlam veremedim. Kulağım o kadar uzun süredir tıkalı ki unuttum artık normal duyduğum günleri. Bir de kulak tıkalı olunca sadece kulak tıkalı olmuyor elbet. geri zekâlıya bağlıyorsunuz. Bilhassa diyalog esnasında “Ha?”“Hı?” seslerini o kadar çok kullanıyorsunuz ki ilişkileriniz yıpranıyor. Kulak tıkalı olunca kendi sesini de bilemiyor insan. Bağırmış olmayayım diye sürekli fısıltıyla konuşuyormuşum. Bir de son günlerde boş boş bakmaya başlamıştım. Akvaryumun içinde gibi tuhaf bir his. Burun akıntısı da o kadar uzadı ki, şöyle söyleyeyim, sümük kişiliğimin parçası haline geldi.
Ben ondan vazgeçsemde,bu akıntı yada salgı ne derseniz artık.bana yapıştı gitmek bilmiyor.sevmeye çalışıyorum şimdi onu.her ilişkiye adım atmaya çalışan kadınlar gibi.belki bir süre sonra onu sevdiğimi düşündürebilirsem vazgeçip gider her erkek gibi:))))

12 Temmuz 2011 Salı

duyulmayan çığlıklar

Çirkinim...
Zamansız gelen her şey kadar anlamsızım.ruhum ve ben ayrı dünyalar ve beynim başka bir insan.kalbimdeki uçurtmaların uçuşlarını izliyorum.hepsi tek tek yükselirken,tek korkum biranda düşecek olmaları..uçurtmasız yaşayamam oysaki biliyorum..3 farklı dünyada yaşıyorum ve her birini düşünme fırsatı yaratmaya çalışıyorum..kırmak kadar kötü bir şey yapmak istemiyorum bu üç dünyaya…en çok lunaparkı özledim…bilirisiniz çarpışan otomobilleri sevmem!
Antagonist ruhum her geçen gün bir daha alt etmeye çalışıyor beni yorulmaksızın…ben ne yapıyorum…sabahtan akşama kadar sahildeyim.akşam eve gittiğimde tekrar sahile gitmem gerektiğini düşünerek dönüyorum kumsala..sahiplenmem gerektiğini düşünerek bazı şeyleri şezlongu sahiplenmeye karar verdim..ve geceleri deniz benim oluyor!sabahları ise hediye ediyorum tüm insanlığa okyanusları…
Zamanı yok etmek ve ruhumun antagonistliğini ele geçirmek için çabalıyorum bu aralar…ve birde şezlongları boyuyorum gece 12 den sonra..gelmek ister misin?